“Akşamın Beyazları”
Mahalleye akşamüstü çökerken, güneş son ışıklarını eski evlerin sıvalarına bırakıyordu. Çatının ucuna konmuş beyaz kuş, sessizce etrafı süzüyordu. Sanki bir haber getirmişti uzaklardan, ama henüz kimseye söylememişti.
Yolun ortasında oturan beyaz kedi, kuşa doğru bakıyordu. Gözlerinde bir tür bekleyiş vardı; ne merak ne korku, sadece bilgece bir sessizlik. Bu kedi mahallede herkesin tanıdığı, ama kimsenin tam olarak sahiplenmediği bir varlıktı. Herkes ona bir isim vermişti, ama o hiçbirine cevap vermemişti.
İlerdeki caminin minaresi, gökyüzüne uzanmış bir dua gibiydi. Müezzin henüz ezana çıkmamıştı, ama mahalledeki insanlar yavaş yavaş evlerine dönüyordu. Bakkal kepenklerini indiriyor, çocuklar son top paslarını yapıyor, yaşlılar balkonlardan günün son çayını içiyordu.
O an, mahallede bir şey değişmiş gibiydi. Kuşun gelişi, kedinin bakışı, minarenin sessizliği… Sanki görünmeyen bir haber yayılmıştı: “Her şey yerli yerinde, ama bir şey olacak.”
Ve belki de o şey, sadece bir akşamüstü huzuruydu.

