Bir akşam eve geç geldi. Bir akşam daha…Geç geldiğinde koltuğuna uzanıyordu. Kadın: ”yarın akşam muhakkak erken gelecek.” Olmadı. Kocasının kendisini aldattığına inanıyordu artık.       Ajan tutup peşine takmayı bile düşünüyordu. Onun etrafında dört dönmesinin yararı olmamıştı. Çaresiz. Bir eksik mi vardı? Koca akıllı, hiç toz kaldırmıyor. Derin bir hoca söylediler. Derinliğini pek kestiremedi, son çare gitmişti hocaya. Anlattı derdini…- Hocam bana bir sıcaklık büyüsü yap. Hoca, kitabına baktı; gözlerini kapattı, düşündü. Bir muska yazdı…- Kervan geçmez, ayak basmaz bir yere, bir metreye bir metre bir metre derinliğinde bir çukur kazıcan bu muskayı oraya gömücen. Dileğin on beş gün içinde kabul olacak, kocan kesin sana dönecek, kesin. Sevinmiş. Evine dönmüştü. Bunu, dert fabrikası annesinden de gizlemişti. Bekledi sabırla, tam yirmi gün. Geceyi koynuna aldı. Bir on gün de öyle. Tekrar hocaya gitti.         -Hocam ya! Hiçbir gelişme olmadı. Kocam eve gelmedi. Neden acaba? Hoca:- Muskayı gömmen için kazdığın çukuru, söylediğim ölçülerde kazmadığındandır… Yuh! Hoca derin hoca, derinliği iyi tutturmak gerek. ”Kandırıkcı” Tanıyanlar hocaya bu ismi takmışlardı. Derdi olanlar geliyor, kandırılarak ve parası alınarak gidiyordu. Nedendir bilinmez bazılarının işi de rastgeliyordu…            Kadının gönlü rahat değildi. Böyle bir veda tatlı olmazdı. Geceleri semaya ellerini açtı. Uyuyan kızının yanında, kımıldamadan sabahları karşıladı. Hayatın hayhuyu arasında, yalnız başına olamazdı. Çok didindi. Yorulmadan koştu. Sonunda yakaladı kızının babasını. Adam tam bir sene sonra evine döndü… Kadın, kendi ölçülerini tutturmuştu.

 

Yorum bırakın