Birbiri altında saklı alemleri bu müze ev içinde gördüm. Çıt yok… Sakin her şey. Veda etmişti; gelecek ümitleri olan. Güzel sondu bu. Son sözlerini söylüyor bu yer. Anılara ürpermeler veren sessizlik, önce gergin, odaları dolaştıkça yitiriyor gerginliğini… Bu ev son noktayı gösteriyor; giden ve geriye kalanlar. Aydınlık günler pencere camından ışıl ışıl bakarken, kimse çıkmaz dışarıya bu evden. Kimseler çağırmaz uzaklardan gelemeyenleri… Erol ile Feride ayrılmışlardı. Ama bu ayrılığı- ayrılmak- mastarıyla adlandıramazdınız;sadece mesafeler uzundu. Feride her zaman Erol’a var gücüyle destek verdi. Bu Erol’un son yolculuğuna, toprağın üzerine çiçekler konuncaya ve baş taşı dikilinceye kadar, dualarla sürdü. Feride: ” Erol’un, bir çöpü bile kaybolmayacak. Bütün eşyalarını alt kata taşıyın, orada dursun” demiş Fisun’a…Gerilerde kalmış yıllar uzundu. Kaç ölü gömüldü mezarlıklara! Feride, unutamamış belli. Neden unutsun? Kocasıydı bir zamanlar; soluğu soluğuna karışmış. Kaynaşmışlardı…Odanın(salon) ortasında durarak, eşyalara göz gezdiriyorum. Etrafında sekiz sandalyesi olan yemek masası, bej rengi oturma grubu, kırılmasından korktuğu cam eşyaları vitrin içine dizilmiş. Ve sevdiğini bildiğim;plakları kaybolmuş müzik seti…Koridor kapısı camlı, pencereler duvarı gösteriyor…Fisun: ” Benim için; iyi dost, arkadaş, abi, yardımcı, her şeyimdi.”… Allah’ın Rahmeti Erol ‘un üzerine olsun……………………..<……>

