İstanbul’a her gittiğim de, İstanbul’u ilk gören biri gibi heyecanlanıyorum.Deniz otobüsüyle boğaz turu yaparken; İstanbul’u denizden seyretmek ayrı bir tat. Hava açıktı. Şehrin, insanı içine alan güzelliğini doyasıya izleyebiliyordum.İstanbul, insanı feth eden güzel bir şehir.Eminönü’nden kalkan deniz otobüsü Sarayburnu ucundan, – tarihe Altın Boynuz adıyla geçen Haliç’ten – çıkıyor, kıyıdan; Karadeniz yönüne doğru yol alıyordu.Kıyıda sıralanmış evlerin gerisinde,  akşam güneşinin ışığında kül rengini almış yüksek minareler gözüküyordu. Deniz dalgalarının vurduğu Osmanlı yalıları, güzelliğinden kayıp vermeden, eskilerden anlatmak istedikleri bir şeyler varmış gibi duruyordu. Akşam güneşinin batışında ufukta oluşan kızıllık, şehrin üzerine altın bir örtü örtülüyormuş hissi veriyor, boğazın serinliği ve teni okşayan esinti insanı mutlu ediyor, alıp bir yerlere bırakıyordu. Rengarenk ışıklandırılmış binalar ve tarihi yapılar; boğazın eskisi kadar berrak olmayan suyunda yansıyordu…”İstanbul güzelsin” … İstanbul da gün daima bir sarhoşluk saati gibi neşeli ve hafif geçiyordu.Ah İstanbul sende yaşamayı çok isterdim.Ama kendime”Neden denemiyorsun?”sorusunu soramıyorum.Çünkü, bunun için söyleyecek bir şeyim yok!.. İstanbul”Benim İstanbul’um” Bu ihtişam, bu güzellik karşısında,hayranlığımı gizleyemiyorum…Deniz otobüsümüz sanki uçuyor.Gözümün önünden köşkler,saraylar,bahçeler,camiler ve erguvan pembesi geçip gidiyordu;rüzgarın değmesiyle büyülü bir aleme sürükleniyor muşum gibi geliyordu…”Mesut ol.Sevdiklerin seninle beraber.”

Yorum bırakın