…Denizini Konak’tan çok sevdiğim sayfiye yeri İnciraltı’na gitmek bir sevda; o gün vücudumda hoş bir gevşeme ve hafiflik hissederdim. Sağlı sollu göğe ermiş Okaliptüs ağaçlarıyla kaplı yoldan yürüyerek, tarlalara dalarak, taze domat, salatalık, erik, bardacık ve armutun doğal tadına vararak; esrik bir mutluluk içinde denize ulaşır, denizden gelen rüzğarı ciğerlerime çekerdim. Kıyıya yakın yerler turkuaz, açıklar masmavi; sorgusuz bakışla bakardım maviye. Deniz apak. İmgelendiğini bilerek sanki, çakıl taşlarına vuran aheste dalgasıyla ”Hoş Geldiniz”…Biz de elbiselerimizi çıkarır, hasreti bir an önce bitirmek istercesine, koşarak suyuna dalardık…Bizim plajımız Lido. Mahalle orda. İleride sırasıyla Belediye ve Amerikan plajları. Denizden yüzerek bazen kıyıdan yürüyerek buraları ziyaret ederdik. Ee piyasa ne yaparsın, büyüklerimiz manita avında, kendi yaptıkları, özellikle Ferit, yapmadan denize gitmezdi; tentürdiyot, süt, limon suyu, zeytinyağı karışımı, ev yapımı güneş yağı ile vücutları kapkara olmuş ve zeytinyağı sürülü parlayan saçlarıyla dolaşırlardı. Deniz çıkışı hemen plajdaki tatlı suyla duş alınır, duvar aynalarında saçlar taranır – öyle dağınık saç olmayacak – güneşten yanmış, cilali tunç gibi bedenleri, parlayan gözleriyle yakışıklı gençlere iki kelimeyle tanımlanan ”Yaz Aşkları” olağandı. Hayalhanelerinde şekil verdikleri güzelleri ararlardı…(Mezarlıkbaşı-Soğuk Sokak)- bilmiyom oluyo mu?????-

Yorum bırakın