…..üst kata tahta merdivenle çıkılıyordu. Altı oda vardı. Yalnızlar bu odalarda. Aile evinin bekarlar bölümü. Çıkarken gıcırdayan tahta merdivenlerin bitiminde koridora ulaşıyorsunuz. Karşıda, Kars’tan İzmir’e liseyi okumaya gelen Cengiz abi oturuyor. Tek pencereli ufak oda. Yatak olarak kullanılan, bir kişinin yatabileceği divan; önünde anca dönebileceğiniz, yolluk döşeli alan. Cengiz abi, Atatürk Lisesine gidiyor. Yatılı kısmı da olan; çalışkan, seviyesi yüksek talebelerin okuduğu bir okul… Biz çocuklara ders çalıştırırdı Bana çok yardımcı olmuştur.Ufak odasında ders çalışmak benim de sevdiğim şeydi.Aklınıza gelen soruları- her türlü- sorabilirdiniz. Kendime uygun küçük kelimelerle sorular sorardım. Galiba bazen küçük kelimeler büyük anlamlar yüklü olabiliyordu. O zaman,uzun uzadıya anlatmaya başlar bir yerden sonra anlamını yitirmiş kelimeler duyardım. Kelimeler büyük büyük anlamlar taşıyarak ufak odaya sonra aileevine dolar daha sonra havada kaybolup giderdi.Odanın duvarlarında çerçevelettiği birkaç resim asılıydı. Biri Samsun’da at üstündeki Atatürk heykeli, diğeri Bodrum Kalesi-Bodrum’un bir belde olduğunu o zaman öğrendim- diğer iki resim natürel renkli manzara. Cengiz abi bedenen de çalışıyor. Pazar günleri Tepecik pazarına gider önceden paketlediği baharatları satardı. Birkaç kez beni de götürdü onun kadar satamamıştım. Gurbet elde yalnız mücadele, sahnedeki somut varlık, basit odasında üç beş eşya ile yanız geçirdiği saatler…Şimdilerde sönük,zayıf bir yaşam. Gelecek onun umudu…Geceleri ışıksız koridorda hissettirmeden yürüyemezsiniz. Tahtakurularının yuvası tahtalar hüznü hatırlatan derinden ses verirdi. Bu ritmik sese uyarsınız.Cengiz abiye akşamları gideceğim vakit, aşağıdan seslenir onun odasının kapısını açmasını, koridorun odadan taşan ışıkla aydınlanmasını beklerdim. Şavkın değmesiyle kapkara olmuş tahtalar griye dönerdi…(devamı kitapta)
