Gündüzün üstü , siyah örtülerle örtüldü.Gece olmuştu. Geç saatti.Sokak direğinin solgun sarı ışığının altında; Kürt Salih,Siirt’li Abdülbaki ve Sivri muhabbet ediyordu. Kürt Salih,geceleri rüyalarına giren, yeşil gözlü çingene kızını, sevdiğini ama karşılık bulamadığını eğer kızı gözlerden uzak bir yerde yalnız yakalarsa; açıkça sevdiğini söyleyeceğini; parlak yeşil gözlerine baktığında mutlu olduğunu ve bu gözlerin mutlu bir yaşam müjdelediğini, ballandıra ballandıra anlatıyor onunla yeni bir zamana gireceğini söylüyordu.Duvara sırtını vermiş Bafra sigarasını tüttüren Sivri:”Boşuna heveslenme ya! Annen sana o kızı almaz.” ”Neye almasın len? Kızın nesi var?Adamı tav etme,siktir git.” Salih böyle bir ihtimali düşünmek istemiyordu besbelli.Siirt’li Abdülbaki de, çırak olduğu ayakkabı imalathanesinde rahat olmadığını, haftalığının yetmediğini, ustaların iş yaparken içki içtiğini, çalışmaktan ziyade horlanmasının kendisini üzdüğünü küfürler ederek anlatıyordu. Bu küfürleri ustası duysa, sanırım Abdülbaki’yi ayakkabıya taban olarak çakardı.Sivri, gamsız mıydı ne? Anlatılanları pek kazımıyordu.Biten sigarasını yere attı.Ayağıyla söndürdü.Ahmet Sezgin’in”Şu uzun gecenin gecesi olsam” türküsünü mırıldanmaya başladı.Sivri’nin sesi, kadife gibi, inceden okşayıcıydı.Anlatılanlara ve geceye fon müziği yapıyordu. Ben…Ben ise dinliyorum…Sokakta bizden başka kimseler yoktu. Karşı köşede Çomar, arka ayakları üzerine oturmuş, bize bakıyor, arada bir havlayıp hemen susuyordu. ”Kuçu, Kuçu!..” dedim.Gelir gibi yaptı sonra vazgeçti…Birkaç sokak ötede bağıran salep satıcısının sesi kulağımıza geliyordu ayaz gecenin içinden…Hava nemlendi, kırağı yağıyordu;üzerimizde ince buz billuru oluştu.hava soğumuştu.Salep satıcısı gelir miydi? Gelse,cam bardarta tarçınlı salebi dudaklarım yanarcasına yudumlasam;sıcak bardağı avuçlarımın arasında tutsam, ellerimi ısıtsam…Uzun süre sokağa baktım. Neler olmuştu bu sokakta?Yolun taşları yağmur altında ıslandıklarında bile, taşlar arasından akan su, haberleri sokağın öbür ucundaki taşa götürüyordu. Her şeyi her taş ve herkes duyuyordu.(Mezarlıkbaşı’nın yerinde şu anda yeller esiyor.Yıkıldı.Agora kazıları yapılıyor.)

