Yazlık sinemalar açılmış, filmler gösterime girmeye başlamıştı. Eğlencenin tek adresi; beyaz perde. Aileevimizin iki üstü İmren Açıkhava Sinemasıydı. Ben ve birkaç akranım İmren Sinemasına bedava girerdik. Sinema bizimdi. ”Kuş tüyü” yastık satıyorduk, sıra sıra dizilmiş tahta sandalyelerde oturan seyircilere. Film başlamadan başlar bazen film oynamaya başladığı halde satmaya devam ederdik. Kovalara gazoz koyar, film aralarında- ik film oynardı- satardık. Ben sinemanın çalışanıydım. Büfeci Salih amca, kıyak adamdı. Kapıda bilet kesen müdürdü. Yılmaz Güney’i ilk kez canlı olarak bir filmin galasına geldiği zaman burda görmüştüm.Çirkin Kral… Türk sinema filmleri hevenk misali. Yeşilçam çıkışlı, aynı konuları işleyen, yüzü düzgün artistlerin oynadığı bu filmlerin dışına taşan, hem kurgu hem seyirci hem mesajı açısından farklı Yılmaz Güney vardı.Yolda görsem selam vermem diyebileceğiniz kara-kuru bir çirkin insan. Çirkin Kral.Ayağında yarım bot süet, bağcıklı siyah ayakkabı, üstünde kolları dirseğe kadar kıvrılmış gömleği ile doğal. Filmlerinde dil ustura gibi. İnsanlar kendilerini buldular bu yalın ve keskin sinema anlatımında. Sinema eğlenceye kafi ve vafi idi. Film, Çirkin Kral’ın olunca fazladan iyiydi. Bir de Fatih’in fedaisi Malkoçoğlu’nu severdim. Malkoçoğlu Cüneyt Arkın. Atraksiyonu bol filmlerdi. Gazete kağıdından yapılmış büyük bir külah günebakan çekirdeği. Çekirdekleri dişlerimin arasında kırıp kırıp kabuklarını yere tükürerek heyecanla izlerdim. Yazlık sinemalar hoştu. Haftada iki defa filmler değişir. Bir seansta iki film oynardı. Cumartesi geceleri sinema ful çekerdi. Hele sinemaskop filmlerde heyecan artardı. Film perde dediğimiz beyaz kireç boyalı koca duvarın dışına taşardı. On Emir, Herkül, Spartakus renkli filmlerini zevkle izledim. Steve Reeves’in Herkül; Charlton Heston’un Ben-Hur; bizi Afrika’ya götüren, Johny Weissmüller’in başrol oynadığı Tarzan filmleri etkileyiciydi.. Türk filmleri, siyah-beyaz. Fakir kız zengin oğlan aşkını işleyen sonu başından belli olan, Yeşilçam çıkışlı melodram filmlerimiz… Her filminde ağlayan Muhterem Nur, harika gözleriyle Türkan Şoray, Neriman Köksal, şuh kadın Suzan Avcı ve Türk sinemasının tek sarışını Film Akın. Daha kimler? Kimler? Jönprömiyeler Ediz Hun, Göksel Arsoy ve yine de Cüneyt Arkın… Herkesin beyaz perdeden bir hayal kahramanı vardı. Onlara karşı bir tutku, hayranlık ve sevgi yaşanırdı. Ben Cüneyt Arkın’ı taklit ederdim; onun gibi atlar-zıplardım. Beğendiğim oydu. Artistlerin, çikletlerden çıkan resimleri, kırtasiyecilerde ve postanelerde satılan renkli kartpostalları biriktirilirdi.
