Sabahlarda bir sabah! İnsanlar aceleyle yürüyor diğer yandan arabaların gürültüsü, ortalığı kaplıyordu. İnsanlar, yorgun gibiydi. Hayatta sahip olduklarını kendilerine yük edinmişlerdi. Öğretmenin, öğrencilerine rol dağıtması gibi herkesin kendine has rolü vardı. Rolünü oynamak için çalıştıkları sahneye gidiyorlardı.
Kendi cebinde kalan iki yüz lirayı yokladı, iki mavi kağıt parçası cebini dibinde duruyordu.
Hesapsız harcamaları yüzünden iflas etmişti. Evden çıkmadan önce hanımına yüz lira vermişti. İki yüz lira ile ne yapılırdı? Tek çocuğunun ayakkabı ihtiyacı vardı!
Caddenin kenarından yürüyordu. Bir genç arabasını ralli yapar gibi sürüyordu. İki genç kız, birbiriyle şakalaşıyordu, vücut hatlarını belli eden dar kotlarıyla geçtiler.
Toptan bujiteri satan bir dükkana gitti, tüm parasıyla, saç tokası ve taç aldı. Pazarın uzak köşesinde durmaya başladı. Kenarda ve gölgedeydi. Gün geçtikçe bağırma cesareti artıyordu. “Kızlara taç, kızlara toka, buyrun, buyrun. ” Malı da çoğalıyordu.
Arzularının ve acizliğinin ileri sürdüğü tüm gerçeklerden yavaş yavaş kurtuluyordu. Her şeye yeniden başlıyordu.
Karşı kahveye gidip bir bardak çay aldı. İşinin başına geçti!
