Bir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde… Yedi tepeli, deniz kokulu İstanbul şehrinde, koca bir mülki amirin makamında geçen tatlı mı tatlı bir masal varmış.
Bu makamın iki müdavimi varmış: Biri, makam arabasının direksiyonunu sallayan, aklı fikri hinlikte ve cinlikte olan kurnaz mı kurnaz **Şoför Fesbas**; diğeri ise elinde tepsisi, yüzünde tebessümüyle koridorları şenlendiren, kalbi pamuk gibi saf ve temiz **Çaycı Ali**.
Fesbas, günün her vakti Ali’ye takılmayı pek severmiş. Ne zaman çay ocağının önünden geçse durur, bıyığını burar ve Ali’ye seslenirmiş:
*”Yahu Ali, gel seninle büyük bir iddiaya girelim! Bak şu köşedeki cam şişeyi görüyor musun? Ben kendimi küçültüp o şişenin içine gireceğim! Kazanırsam bana bir ay çaylar bedava, ne dersin?”*
Bizim saf Çaycı Ali ise her seferinde şaşkınlıkla gözlerini açar, “Aman Fesbas Abi, koca adamsın, cam şişeye nasıl giresin? Günaha girme, yapamazsın!” der, Fesbas da onun bu halini görüp bıyık altından kahkahalar atarmış. Ali’yi kandırıp bir şeyler koparmak Fesbas’ın en büyük eğlencesiymiş.
Gel zaman git zaman, günlerden bir gün ocağa hiç tanınmayan, garip kılıklı, gözleri çakmak çakmak bir **Müşteri** çıkagelmiş. Müşteri masaya oturmuş, bir çay söylemiş. Çayından bir yudum aldıktan sonra tam yanında duran Şoför Fesbas’a dönüp kısık bir sesle sormuş:
*”Hey şoför efendi… Seninle şöyle ağız tadıyla bir iddiaya girelim mi?”*
Herkesi kandırmaya alışkın olan Fesbas, karşısında yeni bir kurban bulduğunu sanıp hemen gözlerini parlatmış:
*”Ooo, gireriz ya! Ama neyine iddiaya giriyoruz?”*
Müşteri tebessüm etmiş: *”Ben şu elimdeki çay bardağını kıtır kıtır yiyeceğim. Eğer yersem bana **bir kilo muz** alırsın. Yiyemezsem ben sana bir kilo muz alırım.”*
Fesbas içinden *”Ulan bu adam kafayı yemiş, cam bardak yenir mi hiç! Bedavadan bir kilo muz yiyeceğiz”* diye düşünüp hemen atılmış:
*”Kabul! Giriyorum iddiaya, getir muzları hazırlat!”*
Müşteri hiç istirini bozmamış. Çayının son yudumunu içmiş, bardağı eline almış. Önce bardağın kenarından **”ÇIT!”** diye koca bir ısırık almış. Başlamış camı ağzında kıtır kıtır çiğnemeye! Fesbas’ın gözleri yuvalarından fırlamış, ağzı bir karış açık kalmış. Müşteri bardağın yarısını afiyetle yuttuktan sonra Fesbas korkuyla geri çekilmiş, ellerini havaya kaldırıp bağırmış:
*”Aman aman! Dur hemşerim, sen neymişsin böyle! Seninle iddiaya falan girilmez, benpes ediyorum!”*
Fesbas hemen koşup manavdan en sarı, en tatlı muzlardan bir kilo yaptırıp adama teslim etmiş. O günden sonra Fesbas, Çaycı Ali’ye bir daha asla *”Şişeye girerim, iddiaya girelim”* diyememiş. Ali ise çayını demlerken içinden *”Demek ki her kurnazın üstünde bir kurnaz varmış”* diye gülümser, İstanbul’un rüzgarı da bu masalı kulaktan kulağa fısıldarmış.
Gökten üç elma düşmüş: Biri bu tatlı masalı dinleyene, biri dürüst ve saf olan Çaycı Ali’ye, biri de kurnazlık yapıp muzundan olan Şoför Fesbas’a…

Yorum bırakın