Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal, pireler kaptan iken…
Taş Şehir’de Trudy adında inatçı mı inatçı bir kız yaşarmış. Çocukken geçirdiği bir hastalıktan sonra kulakları eskisi gibi duymamaya başlamış.
Mahallenin bilmişleri hemen toplanmış.
— “Kızım, denize girme!” — “Soğuk su seni hasta eder!” — “Hele şu Mavi Manş’a yaklaşma, dalga seni çorba yapar!”
Trudy gülmüş.
— “İnsan dalgadan korkarsa ömrü kıyıda geçer.” demiş.
Tam o sırada yoldan Nasreddin Hoca eşeğiyle geçiyormuş. Kalabalığa bakıp sormuş:
— “Hayırdır, denizi mi korkutuyorsunuz, kızı mı?”
İçlerinden biri: — “Hoca, bu kız Manş’ı yüzerek geçeceğini söylüyor.”
Hoca eşeğinin kulağını kaşıyıp gülmüş:
— “Olur evladım… Ama deniz de seni görünce ‘Eyvah, başıma iş geldi!’ desin.”
Trudy denize atlamış.
Bir dalga gelmiş…
Bir dalga daha gelmiş…
Derken öyle hızlı kulaç atmış ki balıklar şaşırmış.
İçlerinden biri: — “Yahu biz mi yüzüyoruz, o mu?”
Denizanaları yolunu kesmiş.
Trudy gülerek: — “Çekilin bakalım, misafirliğe geldim; kavga etmeye değil.”
Saatler geçmiş.
Sonunda karşı kıyıya varmış.
Herkes alkış kıyamet…
Nasreddin Hoca da eşeğini çevirip şöyle demiş:
— “Demek ki mesele denizin büyüklüğü değilmiş.”
Millet merakla sormuş:
— “Peki mesele neymiş Hoca?”
Hoca sakalını sıvazlamış:
— “İnsanın korkusunu kıyıda bırakabilmesiymiş. Korku sırtındaysa okyanus bile göl olur sanırsın.”
O günden sonra Taş Şehir’de biri “Yapamazsın!” dedi mi, öteki hemen Hoca’nın sözünü hatırlatırmış:
“Kıyıda oturanın ayağı kuru kalır; ama hatırası da ıslanmaz.”

Yorum bırakın