Efe’m le parka; – Sait Faik, Millet Bahçesi diye adlandırırmış bu yerleri – doğru yürüyoruz. Mescid sırasındaki beyaz eşya spotcusunun sahibi Efe’ye selam verdi.”Ne haber? Nasılsın?” dedi. Efe’de ” Atıyom. Ne yapıcam” diye cevap verdi, gülerek. Demek attığının farkında. Dükkan sahibi ”Bu yaşta maşaallahın var”.Ben de”Evet ya!Bu yaşta çok iyi” dedim. Biz yürümeye devam ettik. “Efem sen paraşütla da atlamışındır?” dedim ve ”Atladım ya” dedi. Ben ”Yok ya! Gerçek mi?” ”Oooo vallah atladım ya! Hemde uçaktan denize atladım.”… Kesin madalya almıştır!!!.”Yüksekten mi atladın.Ne kadar yüksek?” ”Ne bileyim, çok yüksekti” ” Paraşütsüz mü atladın?” ”Paraşütsüz olur mu? Ölürsün hemşerim. Kimse atlamadı.Ben atladım. Biliyolar ya beni” …Kahraman ya! Yapar. Çeyrek Efe bu!! ”Nasıl oldu” ” Atladım ya.Bir güzel de yüzdüm” ” Paraşütü ne yaptın” ” Denize inince çıkardım.Sonra güzelce uçağa verdim” ”Helal Efe, vay beee!” ” Ya Madalyam var” …Evet sonunda söyledi.Toplam 23 madalyası vardı.Yavaş yavaş nelerden madalya kazandığını öğreniyoruz…”Ufak tefek adamım diye bir şeye benzetemiyolar beni. Buralarda dolaşan Mustafa var, 110 kilo, onla güreştim” …Dinliyorum. ”Kolundan bi tuttum yatırdım,ayağımla karnına basıverdim. Kıpırdayamadı!” Ben yine” Vay be!”. Sormadım artık güreşten de madalyan var mı diye….. Vedalaştık. O, her gün gittiği Duru parka yürüdü. Arkasından ”Sen şimdi bi sigara yakarsın” Döndü. ”Bi cigara yakarsın,dumanını üfledin mi yedi adam uçar”…Nasıl bir üflemek bu böyle??????

