Ne kadar samimi, sıcak ve tam bir “mahalle” kokan bir anlatı bu… Torunlar için dikilen o dut ağacının meyveye durması, Güven Efendi’nin felsefi derinliği ve o eski usul komşuluk ilişkisi gerçekten çok güzel bir hikaye tabanı oluşturuyor. Gönderdiğiniz fotoğraflardan ilki olan **IMG_20260704_130916.jpg**’deki o yeşilliği, merdivenleri ve ikinci fotoğraf olan **IMG_20260704_130937.jpg**’de karşı yokuşta dimdik duran Hurdacı […]
üstgeçitin altındaki karanlıkta ilerliyordu, statik enerjisi fazlaca, sinirlerimin dallama dalana ulaştığı yollarda iltihaplar oluşmuştu, nöroloji polikliniğinden geliyordu, yürümeyi tercih etmişti ama çok yavaş ilerliyordu, bünyesi endorfin ile doluydu, geçit uzundu, ışık yetetsizdi, gece görüş gözlüklerini taktı sonra çıkardı, yavaş yavaş yürüyor ve düşünüyordu, kanımı mı değiştireyim, sinirsel sistemime ne gibi bir ilaç zerk etmek gerekir. […]
Bilgi etkileşimi yapmak hoşuna gidiyordu,ama bazı yürüyen cesetlerin matris çizelgesi sıfırdı, vinyang sembollerini çözemiyorlardı. Etkileşim seviyesi düşük oluyo… cerrahi butikler onlar için uygun beyinler satıyordu olsa da, DNA’ sının sıfırlanması gerekli, diye düşündü, “boşver” dedi, kendine bir çay söyledi.
İzmir gecelerini aydınlatan, ışıklar içinde, göğün keskin parıltısı altında uyumuyordu. Deniz, bir siyah enginlikti. Uzakta, ışıklı devasa binalar şehre üstünlük kuruyordu. X, bedenden azat bilinci ile uzaya yükseliyor, halüsinasyon yansıtıyordu.