Sanıyorum, Çeyrek Efe’nin yaşamındaki en kazançlı olduğu andı, bu an…Onda kalan bir şeyler var daha.Kader onu kandırıp her şeyini alamamış. Çeyrek Efe, evinden çıkmış yürümüş, mescit merdivenlerini çıkmış gelmişti. Öğle vakti; ezanın okunup, namaza duracağımız o vakit de, oturduğu yerden kalkamadı. Biri yardım etti; zar zor kalktı, sallanıyordu. Ben izliyordum. Düşebilir, düşüncesiyle tedirgin olmuştum. Namazın sonlarına doğru, düzeldi. Hareketleri yavaş ama düzgündü. Namaz bitince yanaştım. Bekliyorum. Kalktı; ağır ağır, yükleriyle beraber sanki, zorla…Tam dikilmeden duvara doğru düştü. Allah’tan duvar kenarındaydı, duvara dayandı. Yetiştim, koluna girdim… ”Sen eve git. Böyle Duru parka gidemezsin” ” Yok. Ben parka gidicem. Eve gitmem” ”Ya nasıl gidicen! Adım at bakayım” ” Yürüdükçe açılır ayak” ”Ya boş ver! Parka sonra git” Kızdı. ”Saol hemşerim. Yardım ediyon da! Tamam. Allah razı olsun” Sesi az çıkmasına karşın sert ve kesindi. Bıraktım. Gözleri üzgün değildi. Azim ile kararlıydı ve inatçı bir bakışı vardı. Yüzü, bana kızgınlığından az gerilmişti. Umarsız. Bir o kadar kararlı. .. Evet evet; onda daha çok şeyler vardı… Bir saat sonra, onu, mescidin ilerisindeki kahvede, oturuyor gördüm.Sessiz adımlarla gelmiştir muhakkak. Ve Çeyrek Efe’yi bugün çok takdir ettim…Çeyrek Efe, tam Efeymiş. Yaşlıydı; ama acelesi yoktu.Pazar dağılırken acele acele sepetine bir şeyler koyanlar gibi değildi.İhtiyarlık sabahında uyanmış dinç ve mutlu bir ifadesi vardı, cigarasını tüttürürken…Aha çayı da geldi…

