Köyün ağası, sabah kahveye gelmiş, çay getirmişler kendisine; Ağa oturur oturmaz sandalyesine, başlamış atıp tutmaya: ” Atım var, itim var, korumalarım var, ben beyim” demiş. O sıra, kahvehane kapısının önünde oturan garibanın zoruna gitmiş bu laflar.İçinden: ” Ben sana gösteririm.” demiş. Akşam olup karanlık basınca, etlere bayıltıcı ilaç sürüp, ağanın evinin önüne gitmiş. Kapıda silahlı korumalar, arka bahçede köpek, gariban ıslık çalatak tellerin önüne gelmiş. Önce ufak parçaları atmış köpeğe, köpek sersemleyince, eliyle vermiş etleri. Bir süre sonra köpek uyumuş. Telleri aşıp içeri girmiş. Direğin tepesine, leyleğin yuvasına çıkmış. Çuvala koyduğu baygın köpeği de iple çekmiş, yatırmış oraya. Ahırdaki atı da okşayarak almış getirmiş kendi ahırına. Sabah uyanınca ağa, ne görsün; köpek direğin tepesinde tir tir titriyor, sesi çıkmıyor. Köpeği direkte gören, atını da bulamayan ağa, çok kızmış. Bu sinirle köyün kahvesine gelmiş. Bir hiddet olanları anlatmış. Kapının önünde oturan gariban: “Ağam ben yaptım. Dün sabah söylediklerin zoruma gitmişti. Atın bende.” Direkten indirmişler köpekceğizi, yavaş yavaş…El mi yaman, bey mi yaman?…El genelde yaman olur, beyler akıllı olmayınca.

