Muradına eren sevgililerin çoğunlukla düğün sonrası ilk uğradıkları yerdir bu denizin içinden karaya doğru atılacakmış gibi duran kaya.. İffetli Susana, kara gözlü, kömürle çizilmiş gibi görünen kirpikleriyle, güzel bakan sevdiğine kavuşmayı düşlemişti hep. Onun yanında olmaya ölünceye kadar ihtiyacı olduğuna, o olmazsa eğer kötürüm kalacağına inanıyordu. Düşlerinde hep sevdiği vardı. Aklına o geldiğinde başka bir şey gelmiyordu. Başını onun göğsüne dayamak arzusuyla yanıyordu. Evet diyordu içinden, onu dünyada her şeyden çok seviyorum. Sevdiği genç adamla evlenecek olması heyecanlandırmış, günlerini aydınlatmıştı…Evleneceği güne bir kaç gün kala, sevdiği, akşamları güneş batışını seyretmeye geldikleri bu yerde denize girmişti. Gündüzün yakan güneşi altında titreşen ve mavileşen sulara açılmıştı. Deniz onu alıp geri getirmemecesine götürmüştü. Bundan böyle goncalanmış aşk açılmayacak kuruyup gidecekti. Susana, kısa zamanda sarardı soldu. Sevdiğiyle mehtabı seyrettiği kıyıya gidiyor geç saatlere kadar orada kalıyordu.Ay ışığında bile yüzünün sararmış olduğu belli oluyordu. Gözünden tane tane akan yaşlar ay ışığında parlayarak gökkuşağı renklerini alıyor, denize düşüyordu. Karanlığa gömülüyor, acıyla kalıyor, yanıyordu. Susana’nın çiçek toplama zamanı geçti artık ve karanlık gecede çiçeği yok elinde, yalnız acısı kaldı. Bir gece uzun duvaklı gelinliğini giydi; sevdiğime kavuşurum dilekleriyle, suya girdi, karanlık sularda kayboldu. Sabah kıyıya onu aramaya gelenler kumda ayak izlerini gördüler. Çok zaman sonra denizin içinden kollarıyla sevdiğini sarmalayan, sevdiğinin başını omuzuna dayamış, uzun duvaklığı arkasında, kıyıya doğru yürüyen bu kaya oluştu(oluşmuş)…Yeni evliler dualarıyla buraya gelir,ayrılmama yemini ederler; Susana ve Sevgilisine ettikleri dualarla beraber…Taşlaşmış bir aşktı bu; sağlam, kaskatı. Senelerce rüzğara ve hırçın dalgalara dayanıyordu ve kıyamet kopmazsa orda öylece duracaktı.Babası kızının bu gençe varmasını istememişti. Ama aşkın engel tanımadığını kabul etmiyordu, edememişti. “Bu gençle evlenirsen taş olun” diyerek beddua da etmişti.Ne yaptıysa aşkın karşısında çaresiz kalmış, gönülsüz rıza göstermişti.Çünkü aşkın güçü engelleri yıkıyordu…Ölülerin, canlılarca hatırlandıkları sürece yaşadıkları söylenir. Bu aşkta taşlaşmış heykel olmuştu. Bundan böyle ölümsüz aşkı simgeleyecekti. Ve akıllarda yaşayacaktı.Eğer Afrodit üfürüğüyle heykeli canlandırmaz ise…


More çocok pek isla yazmışsın gelin kayasını ve hikayesini. Hayredesin, kalemine, yüreğine saglık.