…..-Bir zamanlar Bodrum’a gidip yat kiralamıştım. Bütün koylarını gezdim. En hoşuma giden Akvaryum denen yerdi. Denizin dibi görünüyordu. Kumlar görünüyordu. Alçak gibi ama derin. Nur gibi suydu. Yatın tepesinden atladım o suya. Çok hoşuma gitmişti, çıkıp çıkıp atladım.
-Çılgınlar gibi yüzdün yani!
-Bodrum’un hem denizinde hem güneşinin ışıklarında yıkandım ben.
-Güzel. Bodrum geceleri de güzeldir.
-Gece pek çıkmazdım. Sabah erken kalkıyordum. Erken saatte denize girdiğimde çok oldu. Gün ışığının yükselmeye, odamı aydınlatmaya başladığı vakit, otelden çıkıp, dosdoğru denize giderdim. O yılın yazını unutamam. Denize baktığımda neler düşündüğümü hatırlıyorum. Ufka tekrar tekrar baktığımda içimden anlayamadığım bir titreme geçerdi. Gözlerim alabildiğine, açık denize bakardım. Esen yel okşardı yüzümü, saçlarım uçuşurdu. Güneş yükseldikçe parlıyor. Ve sıcak. Bazen suya dalardım. Rahat hissederdim kendimi; öyle ki, dünyadan farklı bir yerde, olduğum hissiyle yüzerdim. Denizin, turkuaz rengi, derinden yukarı vururdu…Otel penceresinden, ay ışığında, yakamozu seyrederdim. Hülya gemilerine binip enginlere giderdim.
-Deniz rahatlatıyor insanı
-Hem de nasıl!
…Gelir giderdi yazlar; uzaklaşırlardı, gönül ve ruhlardan; hatırlanır, anlatılır, masallaşırdı.
(İki Kadın ismiyle çıkacak olan kitaptan)

