Hayatın hayhuyu içinde, bırak geçmiş hafızada ıstırap şarkılarda erisin, bitsin gitsin de.Bazen kalabalık içinde yalnız; konuşulacak kimselerim seçilmiş oluyor yada seçmek zorunluluğu duyuyordum….Olmuyordu hiçbir şey tat vermiyordu bazen. Ama mecburiyet vardı. İşte bu sıkıyordu. İnsan kayboldukça yüzleşiyor kendisiyle. Benim de kaçış yerim Teleferik Termal tesisleriydi. Oraya yanıma kitabımı alıp giderdim..Çiçekli-miçekli yeşil alan, öten kuşların sesleri dinlendirici oluyor, bütün dünyadan elimi ayağımı çekmiş gibi oluyordum. Huşu içinde düşünceye dalmış seyrediyordum….Gülbin telefonla aradı.- Nerdesin? -Teleferik termal tesislerinde ağacın altında kitap okuyom. – Tamam. Bende geliyom. – Ooo iyi iyi. Tilki ininde sıkıldı galiba.- Ya sorma hemde nasıl. Kaan okuldan çıkıncaya kadar kalabilirim. Sıkıldım hava almam lazım. – Tamam .Şimdi nerdesin.- Ben çıktım zaten. İskeleye geldim sayılır..- İyi.Bir saat gibi burda olursun.- Görüşürüz…Gülbin’in içinde daima bir gece vardı. Ve is kokan gazlı lambalarla zor aydınlanıyordu. Gelecek şimdi! Kesin uykusuz bir gece geçirdim diyecekti. Gelsin. Burası iyi gelebilir; kuşların şarkıları, yaprakların hışırtıları kalbine güzel sesle okunan bir ilahinin huzurunu verebilir. Verir aslında ama kafasının içi cam kırıklarıyla dolu her fikrinde batıyor, kanatıyordu.


