Zor günler, bulutsuz mavi günler, ortasında güneşin yüzdüğü mavi bir deniz. Bolluk günleri- bol endişe, bol portakal. Yatakta portakal, öğlen portakal, akşam portakal. Düzinesi beş sent. Gökyüzünde güneş, midemde güneş suyu. Marketin sahibi mermi suratlı Japon beni görür görmez kese kağıdına sarılırdı. Cömert adamdı, beş sente on beş, bazen yirmi portakal verirdi bana.
”Sen muz sevmek?” Elbette, iki de muz ver. Güzel bir buluş -portakal ile muz. ”Sen elma sevmek*” Elbette, elbette, birkaç da elma koyardı kese kağıdına. ”Sen şeftali sevmek?”Bayılırım, ve kese kağıdını alıp odama dönerdim. İlginç bir buluş, şeftali ile portakal. Dişlerimle meyvenin suyunu emerdim ve meyve suyu karnımda guruldardı. Yürekler acısıydı midemin hali. Midemden iniltiler yükselir, küçük ve kasvetli gaz bulutları yüreğimi ısırırdı.
durumum beni daktiloya itiyordu. Daktilonun başına otururdum ve Arturo Bandini için içim parçalanırdı. Bazen bir fikir zararsızca odada uçuşuverirdi. Minik, beyaz bir kuş gibi. Kötü değildi niyeti. Tek isteği bana yardımcı olmaktı zavallı kuşun. Ama onu daktilonun tuşları ile örseler, canına okurdum ve ellerimde ölürdü…..

