Hicran, hüzün dağlarında yetişen diken kadar yakıcıdır. Unutulmayacak, canın-kanın insanlardan ayrılmaya mecbur kaldığında, o diken acıtmaya başlar. Bundan sonrası anmaktır. Anmak , gönül dağındaki gül kadar güzeldir. O gülün kokusu, içinize hüzünlü ferahlık verir. Sevdiklerinize kavuşamayacağınızı bilerek ayrılmak sadece göz yaşıdır. Göz pınarlarınız sele dönüşür. Ağlamak…Ağlamak. Buradaki sevgi; şiddetli bir muhabbet olan, aşktır. Ölçüsü olmayan bir sevgi ile bağlı olduğumuz canımız insanlardan ayrılırken, bu aşk merhamete dönüşür. Törpüler, ufalar sizi; bilirsiniz ki artık sizde kalan hasret ve hüzündür. En sonrası anmak ve ağlamak. Seher, Kosova’nın tarihi şehri Prizren’de yaşamaktaydı. Bu şehirde hissederek neler görmüştü. Acı, kan, korku, kaygı…Her Balkan insanı gibi ya da bizim Kosovalılardan özellikle Türk olanlar, Türkiye’ye özlemle birlikte sevgi duyarlar. Seher, sevdiği ülkeye gelmişti. İzmir’in eskiden çok lüks sayılan semtlerinden Hatay’ın arkalarında bir apartmanın alt katına-lakin İzmir körfezini görmekteydi- umutlarıyla, heyecanlarıyla, kalbindeki andaçlarla, anımsayıp ağlayacaklarıyla, savaş yıllarından(1993) sonra İzmir’e gelin geldi.Hemşehrisi Recep, Prizren’e gittiğinde düğünde görmüştü onu. Recep’in hanımı vefat etmişti. İki kızını annesi büyütmüştü. Büyük kızı Almanya’ya gelin gitti. Ufak kız yanındaydı. Emekli olmuştu. Seher’i kendine uygun buldu, eş olarak aldı. Recep iyi insandı. Evine düşkündü. Rakı içtiği bazı akşamlar akan bal gibi bir yere yamulurdu.Hır-gürü yoktu. Seher’in aynı evde yaşamak zorunda kaldığı yaşlı kayınbabası ise, karısının ölümünden sonra biraz unutkan olmuştu; olmadık laflar sokar, Seher’in içine bungunluk düşürürdü. Seher, her insan gibi geçmiş ve gelecek zaman arasında sıkışmıştı. Yine de dik durur, günlerini geçirmeye çalışırdı. Memleketi dağların ardında kalmıştı, ona yol vermezlerdi artık. Evlendiği için emniyet müdürlüğüne dilekçe vermiş ve Türk vatandaşı olacağını belirtmişti. Hayalleriyle geniş, yaşantısıyla dar zamanlara gelmişti. Oda buralarda bir kültür oldu. Kosova’nın sıcak insanının sıcaklığını yansıttı. Meşhur böreğini yaparak komşularına dağıttı. Çok geçmedi tombili bir erkek çocuğu oldu.Yıllar sonra, kocasıyla, doğduğu memleketine gitti. Özlem giderecek, Şadırvan’dan kana kana su içecekti. Kız kardeşi çok hastalanmıştı. Her gün hastaneye ziyaretine gitti. Sayılı günler çabuk geçmişti, dönüş günü geldi. Otobüsü kalkmadan önce kardeşine son kez gitti; fakat kardeşi vefat etmişti…Otobüse bindi…Sıladan gurbete yola çıktı. Belki gurbetten sılayaydı, buna tam karar veremedi…Bir ara, gerçek yolculuk eve doğru olandır diye aklından geçirdi. Bundan sonrası ağlamak, ağlamak…Anmak ve ağlamak…

