Başka bir gün Tolstoy, Dr. Makovitski’yi ormana götürdü. Koca bir kestane ağacının altında durdular. Tolstoy, ağacı göstererek,”Çok harika değil mi? Bunlar bana olağanüstü geliyor. Kuşların ötüşü, güzel bir şarkı.”
Tolstoy’un ilgisini çeken, bulundukları Koçeti bölgesinin coğrafi konumuydu. Burası yüksek bir yerdi. Her taraf görülebiliyordu. Ormanda yürürken, Tolstoy, Borodino’daki savaş alanını ziyaretini anlatmaya başladı. Doktor, koluna girmişti. Tolstoy, bastonunu kullanıyordu. Çenesi düşmüştü. Borodino’daki savaşın sahnelerini yaşamış gibi anlatıyordu.
Öğleden sonra kitaplığa geçtiler. Evin serin yeriydi. Rafları, ciltli kitaplar dolduruyordu. İngilizce, Almanca, Fransızca, Rusca kitaplar vardı. Tolstoy, Fransız klasiklerinden birkaçını aldı. Kitapları okşar gibiydi. Rousseau’nun eserini tercih etti. Kanepeye oturup çay saatine kadar okudu. Dr. Makovitski:”Çok kitap var. İnsan hangisini okuyacağına karar veremiyor.”Yan odada Biryukov ve Tanya çay içiyordu.
EYLÜL’DE KİTAPÇILARDA

Yorum bırakın