Bulgakov, ”Size aşkı sorabilir miyim?” diye Tolsto’a soru yöneltti.”Belki adamı ikna eder” diye de ekledi.
Tolstoy:”Yoldaşım, onu kelimelere dökmeyi çok istedim. Zor iş. Tekrar deneyeyim.”
Tolstoy, sakin, sabırlı ve alçak gönüllü biri, çoğunu şaşırtan özellikleri var. İçtenlikle söze başladı. ” Geçmişte, biri bana, Hinduların bir insanı selamlarken ellerini kavuşturup eğilerek selam verdiklerini söyledi. Bu her er insanda var olan ilahi varlığın kabulü anlamı demekmiş.”
Gerçekten de odaya giren herkese sanki o kişi kılık değiştirmiş bir Tanrı veya Tanrıça gibi davranıyor. Bu Çertkov’un hoşuna gitmiyor. Markovitski sargıları bitirdi, not defterini ve kalemini çıkardı. Bir fırsat doğmuştu. Tolstoy sesini ayarladı, hafif öksürdü, devam etti:
” Birbirinden ayrı ruhların birleşmesidir aşk. Tanrı’nın dünyadaki varlığının işaretlerinden biri. Bir başkası da birbirini anlama yeteneği. Tanrı’nın varlığına dair çok işaretler var, ama fark edemiyoruz. Tanrı’nın varlığını aşk ve anlayış yoluyla kavrayabiliyoruz. İnsan idrakinin ötesindedir, ama O’nu ancak aşk ile hissedebiliriz.’
Bulgakov.”Ama bu adam ateist, aşk ve anlama yoluyla bir varlığın sezilebileceğini kabul etmez. Sanmıyorum.”
Tolstoy:” Evet.Ama Tanrı kelimesini kullanmasa bile onun özünü teşhis edecektir. Bu öze her hangi bir ad verebilir, ama öz yine de mevcuttur. Tanrı yadsınabilir, ama ondan kaçınılmaz.”
Tolstoy, zor bir öğretiyi formüle edebiliyor. Karmaşık konuları basit kelimelerle açıklayabiliyor. Onun ustalığı burada, onun için saygı görüyor.
(Tolstoy hakkında Azerice yazılmış hatıralardan)

