Çeyrek Efe,her zaman oldugu gibi öğle namazı çıkışı kahve bahçesinin kıyısına oturmuştu.Ben de selam verip yanına oturdum. Sandalyeye ilişirken.-Çay içer misin?diye sordum -Yok hemşerim sen iç. Hafif bağırarak.-Limonlu bi çay Ali abim.diye ocakcıya seslendim..-Efem nasılsın? -Şükür işte! Ne yapıcan? -Efem sen kızının yanında mı kalıyon? – Evet.- Nasıl sana bakıyolar mı? -Bakıyolar bakıyolar. -Damat nasıl iyi mi? – İyi.Dolmuşculuk yapıyo. -Kendi dolmuşu mu? Yok ya nerdee! -Ev kendilerin mi?- Kira…Arada bir susuyor dinlenmesini sağlıyordum.Art arda soru sorunca kızıyordu çünkü..Çayımı yavaş yavaş yudumluyordum…Yoldan geçen arabaları seyrettik.Ona buna takılıp, laf çarptık. -Kira demek, kendi evleri olsaydi iyi olurdu. – Hemşerim; benim, Yeşilyurt’da 130 metre lüks dairem vardı.Sattım bunlara verdim.Bi kıza Kavacık’taki bağı, bunlara da para verdim.Bunlar yediler.- Ev alın deseydin ya.- Bana ne.Herkesin aklı var.Köyde herkes akıllı olsa çoban bulamazsın.Ben görevimi yaptım gerisine karışmam…- Hayırlısı, kısmet be Çeyrek Efem! -Benim odam var televizyonum var.Yemeğimi veriyolar çamaşırımı yıkıyolar. – Damadın iyi yani. –  İyi. Allah için iyi.Hemşerim, benim param da vardı.Ben üç emekli maaşı alıyodum.Hepsini cami derneğine bağışladım.. – Nerden üç emeklilik vardı? – Almanya’dan, burdan…Üçüncüsünü söylemedi… – Bu dünya boş hemserim. -Allah büyük.Sağlık olsun. – Hı işte önemli olan sağlık…Benim çay bitmişti.Tekrar sordum.- Efem, çay içer misin? İstemedi.Teşekkür etti.- Ali abim bi çay, limonlu…

Yorum bırakın