Denizini Konak’tan çok sevdiğim sayfiye yeri İnciraltı’na gitmek bir sevda, o gün vücudumda hoş bir gevşeme ve hafiflik hissederdim. Sağlı sollu göğe ermiş Okaliptüs ağaçlarıyla kaplı yoldan yürüyerek, tarlalara dalarak, taze domat, salatalık, erik, bardacık ve armutun doğal tadına vararak; esrik bir mutluluk içinde, denize ulaşır; denizden gelen rüzgarı ciğerlerime çekerdim. Kıyıya yakın yerler turkuaz, açıklar masmavi;sorgusuz bakışla bakardım maviye. Deniz apak. İmgelendiğini bilerek sanki, çakıl taşlarına vuran aheste dalgasıyla ”Hoş Geldiniz” dercesine…Biz de elbiselerimizi çıkarır, hasreti bir an önce bitirmek istercesine, koşarak suyuna dalardık…Bizim plajımız Lido. Mahalle orda. İleride sırasıyla Belediye ve Amerikan plajları. Denizden yüzerek bazen kıyıdan yürüyerek buraları ziyaret ederdik. Ee piyasa ne yaparsın, büyüklerimiz manita avında, kendi yaptıkları, özellikle Ferit, yapmadan denize gitmezdi; tentürdiyot, süt, limon suyu, zeytinyağı karışımı, ev yapımı güneş yağı ile vücutları kapkara olmuş ve zeytinyağı sürülü parlayan saçlarıyla dolaşırdı. deniz çıkışı hemen plajdaki tatlı suyla duş alınır, duvar aynalarında saçlar taranır,-öyle dağınık saç olmayacak- güneşten yanmış, cilalı tunç gibi bedenleri, parlayan gözleriyle yakışıklı gençlere iki kelimeyle tanımlanan ”Yaz Aşkları” olağandı. Hayalhanelerinde şekil verdikleri güzelleri ararlardı…Konak’tan yolcu getiren, süzülen kuğu, beyaz Körfez vapuru, iskeleye yanaşınca, Ferit, görevlilere çaktırmadan güverteye çıkar denize balıklama, kendine has stiliyle atlardı. Sarı Tunay onu takip eder, Tosun onları kuyruğu; çivileme suya atlar, kısa boyu, yusyuvarlak haliyle denizi taşırırdı…Pazar dışındaki günlerde, plaj tenha oluyordu. Okul tatil olduğundan birçok çocuk haftada birkaç gün, İnciraltı’na çoğu yolu Bahçelerarası’ndan yürüyerek giderdik. Bir pazartesi, aydınlık bir yazın en aydınlık günüydü;dağların bile toza dönüşeceği o zamanda, yok olmayacak güzellik, Gülseren plajdaydı Denize yavaş adımlarla girdi.Suya daldı. Çıktığında ıslak saçlarından süzülen su, omuzlarından aşağıya, terk etmek istemezcesine yavaş yavaş iniyordu…İleride Belediye Plajı, betondan uzun ve yüksek bir iskelesi vardı. Ben, ondan atlamayı severdim. daha ileri de Amerikan Plajı, iskelesi yoktu. Basket sahasında futbol oynanırdı. Birinci Lig(şimdi süper lig) futbolcularını orda yakından görme fırsatım oldu. Amerikan’a bitişik Zeki Müren’in İzmir’e her gelişinde uğramadan gitmediği içkili balık lokantası…(Mezarlıkbaşı-Soğuk Sokak syf: 88-89)

