Her yıl olduğu gibi havalar ısındıkça, dünyanın değişik yerlerinden Yasyana Polyana’ya ziyaretçiler geliyordu. Lev Tolstoy onları ağırlamak için çabalıyordu. Bazen ”toplumsal adaletsizlik” fikri ruhunu sarıyor, başını ağrıtıyordu. Odasına kapanıp, Günlük’üne yazıyordu, ”Akşam yemeği yemedim. Kendilerinin ve ailelerinin açlıktan ya da soğuktan ölmemesi için çalışmaktan canı çıkan insanlar arasında sürdüğüm yaşamın namussuzca olduğu hissinin yol açtığı acı veren bunaltı. Dün krepleri mideye indiren on beş kişi ve tüm bunları hazırlayıp servis etmek için çırpınıp didinen beş altı anne ve baba…Yine dün taş kıranların önünden geçerken,sopa yiyen bir askerin acısını duydum içimde.(Günlük 12 Nisan 1910)
Lev Tolstoy’un her gün mutsuz olmak için bir sebebi vardı. sebep bazen teröristleri ihbar etmek için polisten para alan bir ajan olduğunu itiraf den, genç bir öğrenciydi; bazen, ” bombalarla savaşmadığı” için ona sitem eden bir devrimciydi; bazen, onu babadan kalan mirası yiyen, zengin gibi yaşamakla suçlayan bir Tolstoycu; bazen, onu sevindireceğini düşünerek, Hıristiyan uygarlığa duydukları sempatiyi dile getiren Japon’du…
—————————–
…Tolstoy, ”Sanırım yakında öleceğim?Ama belki de ölmem. Nasıl bilebiliriz ki bunu?”
Saşa:” Düşünmemeye çalış baba”
Tolstoy.”Düşünmemek mümkün mü? Düşünmek zorundayım.”
———————————
, ölümün, sadece hayatın pek çok muhteşem şekil değişiminden
biri olduğunu ve dünyada, aşk dışında hiçbir şeyin önemi bulunmadığını anlatan insanlardı..S.İ s.296

Yorum bırakın